Nasıl Bir Sınav İstiyoruz?
Nasıl Bir Sınav İstiyoruz?
Öğrenciler Sınava Çok Erken Yaşlarda Başlamaktadırlar
Sınava hazırlığın ilkokul düzeyinde başladığı bir ortamda öğrencinin
zamanın önemli bir kısmını kendisi gerçekleştirmek yerine, ailelerin
arzularını gerçekleştirmek için çalışmaları çocuklara çok erken dönemde
yaşama karşı bir isyan oluşturmaktadır.
Öğrencilerin gerçek anlamda ne tür sınava giriyor? Kendisinden gerçekten
istenen nedir? Hangi sınıfta hangi sınava girilir? Bu sınavlarda kaç soru
çıkar? Sınavın ölçme değerlendirme ölçütleri nelerdir? Güven ilişkisi
nedir? gibi daha bir çok soruyu sorabilen veya soramayan öğrenci, erken
dönemlerde belirsizlik içinde kalmaktadır.
Denilebilir ki sınav sisteminin ne istediğini genel olarak herkes biliyor;
ancak bilenlerin çoğu, neyin ne kadar, nasıl verilmesi gerektiğini ya
bilmiyor ya da bilinçli olarak uygulanmıyor.
Kentlerde son yıllarda artan sınav yarışı bir bütün olarak öğrenci,
öğretmen, aile, akraba, dost herkesi ilgilendirdiği için ciddi bir sektör
durumuna gelmiştir. Öğrenci,okul ve aile bu konuda destek ve yönlendirme
ile bir adım öne geçebilmektedir. Yine de OKS ve ÖSS sınavları gerçekten
başlı başına bir ölüm kalım durumuna gelmiştir.
Ancak kırsal kesimlerde aile ve öğrencinin yanında öğretmenlerinin de bu
konuda bazı gelişmelerde kısmen yetersiz olması ve aktif yönlendirme
almaması nedeniyle başarısı da düşük olmaktadır. Gerek kırsalda ve gerekse
kentte verilmesi istenen bilginin gerektiği gibi verilmemesi, emeğin ve
zamanın boşa gitmesini kaçınılmaz kılmakla. Sınavın istenilen
değerlendirmeyi yapamaması binlerce öğrencinin umutlarının kırılmasına
neden olabiliyor.
Bazı öğrenciler sınav ve yaşanan kaygı konusunda özel rehberlik yardımı
almaktadırlar. Bu öğrencilerin daha rahat kaygı ile baş edeceğini
düşünüyorum.
Günümüzde sınav kaygısı öğrencilerden çok büyüklerin bir sorunu haline
gelmiştir. Sınav kaygısı artık öğrencileri değil bir bütün olarak ülkeyi
ilgilendirir duruma gelmiştir. Sanırım toplum bir bütün olarak ülkenin
aydınlık yarınlarına güvenmedikleri için kendileri sürece dahil olarak
öğrencinin üstlenmesi gereken gelecek kaygısını kendileri üstlenir duruma
gelmişler diye düşünüyorum. Uzmanılar bu konuyu açıklığa kavuştursa iyi
olur.
Sınav Öğrencilerde Ciddi Düzeyde Kaygı Yaratıyor
Sınava hazırlanan öğrencilerin tamamına yakını kaygı yaşamaktadır, bir
kısmı da kaygı ile baş edememektedir. Bu da öğrencinin kendine güven, aile
desteği, aldığı pedagojik yardımı ve diğer psikolojik faktörlere bağlı
olarak sınav kaygısı ile baş edebilmektedir. Ancak her öğrenci bu kaygıyı
kolay atlatamamaktadır. Yapılan bir araştırma, sınava giren öğrencinin
kaygı düzeyinin ameliyat olacak kişilerin kaygı düzeyinin üzerinde olduğu
belirtiliyor. Sınavın yaratığı kaygı düzeyi sağlığın da önüne geçmiş olması
çok anlamlı.
Sınav sistemi rekabetçi ve sonuç odaklı olduğu için kaygısı düzeyini daha
da artırmaktadır. Öğrencinin öz güveni kaybolmakta dolayısıyla sosyal
faaliyetlerini de etkilemektedir. Yine yapılan araştırmalar, öğrencilerin
spor yapmalarını engellediği, kitap okuma ve serbest zamanı
değerlendirmesini olumsuz yönde etkilediği belirlenmiştir.
Sosyal faaliyetlerini normal şekilde yürütemeyen öğrenci mutsuz, mutsuz
olduğu içinde başarı düzeyi olumsuz yönde etkilenmektedir. Bugün
etrafımızda gördüğümüz mutsuz çoğunluğun altında birazda geçmişten
kaynaklanan başarısızlıkların izleri olduğunu unutmayalım.
Öğrencilerin genelde en çok takıntı yaptıkları konu;
Sınavı kazanabilecek miyim?
Başarılı olamazsam ailemin yüzüne nasıl bakacağım?
Deneme sınavlarındaki kadar yüksek netler yapamayacağım!
Ben arkadaşlarım kadar hazırlanmadım, onlar kazanacak ben kazanamayacağım!
Sanırım kazanamayacağım!
Bu sınava bir kez daha hazırlanamam!
Zaman çok azaldı, çalışacak çok konu var, hayatta yetişmeyecek!
Tabii kaygı ile baş edebilmek için sınavın ne olduğunu sınavdan ne
beklendiğinin doğru tanımlanması gerekir.
Sınav kaygısı nedir?
Sınav kaygısının nedenleri
Sınav kaygısı ile baş etme yöntemleri
Sınav kaygısını nasıl yönetebiliriz?
Her sınav sistemi beraberinde bir sorun getiriyor ve yeni bir sektör
doğuruyor
oÖzel okullar
oDershane
oÖzel öğretmen
Her Sınav Kopyayı da Beraberinde Getirir
Sınav ve sorulan sorular da beraberinde diğer sorunları oluşturuyor, kopya
çekmek, başkasının yerine sınava adam sokmak, soru satın almak vb gibi Her
yıl değişik kopya teşebbüsleri de oluşmaktadır. Geçmişte bu tür girişimler
nedeniyle sınavların ertelendiği ve yenilendiği bilinmektedir. Ancak alınan
sıkı güvenlik önlemleri nedeniyle son yıllarda daha az sorun yaşandığı
tahmin edilmektedir. O. Goldsmith diyor ki “Bana soru sorma ki, sana yalan
söylemeyeyim”.
Özel Ders ve Dershanecilik Başlı Başına Bir Sektör Durumuna Gelmiştir.
Sınav sistemi beraberinde öğrencileri sınava hazırlanmada amatör kurslar ve
tecrübesiz öğretmenlerin yerine profesyonel kurumlar ve kaliteli
öğretmenleri daha ön plana çıkarmakta olup bu durum beraberinde ciddi
anlamda para harcanmasını gerektiriyor. Onun için özel hoca ve pahalı
dershaneler, özel okullar anlayışı gelişmiştir.
Ülkemizdeki eğitim anlayışına bakıldığında baştan sona parası olan ile
olmayanın sınavı çarpıklığı ortaya çıkmaktadır. 11 milyar YTL’ye ulaştığı
tahmin edilen özel okul ve dershane dinamizmi ile çarpık eğitim sisteminin
yaratıldığı görülmektedir.Bütün sınav sonuçları ülkemiz coğrafyasında
batının başarılı, doğunun ise başarısız olduğunu gösteriyor. Batı doğu
paradigmasının geri planında yine çarpık ilişkilerin bulunduğu gerçeği
ortaya çıkmaktadır. Ülkemiz eğitiminin batı illeri ile doğu illeri
arasından büyük uçurumların olduğu, gelir düzeyinin 276 kat farklılaştığı
bir ortamda yıllık 11 Miyar YTL’li dev dershane ortamından bölgeler
arasındaki farklılıkların da ciddi bir kaygı yaratmaması mümkün mü?
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde bir çok ailenin çocuklarına
derslerinde yetersiz olmaları durumunda rehber öğretmenin önerisi ile özel
ders aldırttığı bilinmektedir ve normal karşılanmaktadır. Özel ders çok
pahalı olduğu için çok zorunlu olmadıkça aldırılmamaktadır. Prof. Dr.
İsmail Kaşıkçının CBT dergisi sayı 1049′da “Türkiye’de eğitim sorunu
üzerine öneriler” yazısında Almanya’da dershanenin olmadığını, eğitim
parasız ve öğrenciler ilk okuldan itibaren yönlendirilerek liseye veya
meslek okullarına gitmesinin sağlandığını belirtiyor. Diğer bir çok Avrupa
ve Kuzey Amerika ülkelerinde bizdeki gibi dershaneler zinciri ve sektörü
ile hiç karşılaşmadım ve olmadığını biliyorum.
Sınav Ülkemizi İkiye Bölmektedir.
Her sınav sonuçları açıklanıp başarılı ve başarısız iller sıralandığında
genelde batıdaki illerin başarılı, doğudaki illerin de başarısız olduğu
görülmektedir.
Ülkemizin başta kırsal kesimi olmak üzere genel eğitim düzeyi ve
sosyoekonomik yapısı nedeniyle birçok veli çocuğuyla ilgilenmeyi bırakın,
onun kaçıncı sınıfta olduğunun bile farkında olmayabiliyor. Koşullara bağlı
olarak öğretmen de de ilgisizlik ve isteksizlik yaratabilmektedir. Doğal
olarak kırsalda bir başarısızlık oluşmaktadır.
Zaman kullanımı yönünden “Etkin Kullanma”, “Verimli Kullanma”, “Etkin ve
verimli kullanma” kavramlarına uygun olarak öğrencinin sınava hazırlanması
beraberinde dershanecilik rehberliğini de getiriyor ki, okul müfredatı bunu
sağlamamaktadır. Onun için batıdaki illerimizden sınava giren öğrenciler
başarılı olmakta, Doğudaki illerimizdeki liselerde okuyanlar ve sınava
girenler genelde başarısız olmaktadırlar. Bölgeler arasındaki farklılığın
ortadan kaldırılması için mutlaka yeni bir modelin geliştirilerek ülke
genelinde bütün öğrencilerin eşit koşullardan yararlanması gerekir.
Öğrenciler de Sınav Şekline Karşı
7 Haziran 2007 tarihinde Ankara ve İstanbul‘da Liseli öğrenciler ÖSS
sınavını protesto eden gösteri yaptılar. Liseli Genç Umut Derneği’ne üye
olan öğrenciler, Öğrenci Seçme Sınavı’nı (ÖSS) protesto etmek için
Kızılay’daki Konur Sokak’tan yürüyüşe geçerek ıslık ve düdük sesleri
eşliğinde, “ÖSS’yi reddediyoruz” pankartıyla Yüksel Caddesi’ndeki İnsan
Hakları Anıtı’nın önüne kadar yürüdüler. İstanbul‘da benzer şekilde Öğrenci
Gençlik Sendikası Girişimi Genç-Sen, sınavı protesto için 9 Haziran 2007
tarihinde bir miting düzenleyerek “ÖSS Kalksın, Yaşama Zaman Kalsın”
sloganı attılar. Benzer protesto gösterileri eskiden beri yapılmaktadır.
Doğal olarak yapılan açıklamalarda 11-12 yıllık eğitim süreci sonucunda
öğrencilerin geleceğinin 3 saatlik bir sınavla belirlenmesinin yanlış
olduğu ve ÖSS’nin pek çok öğrenciyi hayal kırıklığına ve umutsuzluğa
sürüklediği kaydediliyor.
Öğrenciler, eğitim ve bunun devamı olan mevcut sistemin, niteliksiz ve
sadece teoriye dayalı bir eğitim sistemi olduğunu vurguluyorlar.
SINAV KAYGI YARATIYOR,O ZAMAN BİZ NE İSTİYORUZ?
Sorusuna sağlıklı cevap verebilmek için “Nasıl bir SINAV istemediğimizi”
bilmemiz gerekir. Tersi de doğrudur. Karşılıklı olarak ne aradığımızı
bilmemiz gerekir. Öğrenciler olarak ta gerçek üniversitede okuma bilgi
beceri ve yeteneğine sahip olmamız gerektiğinin bilinci ile hayata
hazırlanmamız gerekir. Bunun için sınav odaklı maddi güce dayalı rekabet
yerine, daha esnek, öğrencinin geçmişteki okul başarısını da dikkate alan
bilgi, beceri yanında düşünebilme ve yazabilme becerisini ölçebilen bir
sınav istemeliyiz.
Üniversiteler olarak kendilerine öğrenci yetiştiren orta öğretim
kurumlarından ne tür bilgi ile donatılmış öğrenci yetiştirilmesini
beklediğimizi bildirmemiz gerekir. Ne yazı ki Milli Eğitim YÖK ile eşgüdüm
içinde olmadığı için sorun detaylı olarak masada konuşulmuyor ve eğitim kan
kaybediyor. YÖK strateji raporu ortaöğretimden beklenenleri ilk defa geniş
bir biçimde işlemiş durumdadır.
Sonuç Olarak Üniversiteye Seçilerek Alınacak Öğrenciler Nitelikli Seçimle
Gelmelidir
Öğrencilerin yüksek öğretim kurumlarına liyakate göre daha nitelikli
ölçütler ile girebilmesi için zaman zaman yetenek sınavlarına tabi
tutulmaları ve başarılı olabileceği alanlara yönlendirilmesi sağlanmalıdır.
Sınav sisteminden çok rehberlik hizmetlerine daha fazla önem verilmelidir.
Özellikle de Lise son sınıfa geçen öğrencilerden gelişmiş batı ülkelerinde
olduğu gibi kimlerin üniversiteye gidebileceği önceden gerekli teknikler
ile belirlenmeli ve bu öğrenciler özellikle üniversiteye hazırlanacak
şekilde yetiştirilmelidirler.
Eğitim sınava odaklı yapısından kurtarılmalıdır. Sınava odaklı eğitim,
yaratıcılık ve eleştirel düşünmeyi engellediği gibi, bilgi yüklemeye dayalı
ezberci yapısı nedeniyle çocuklarımızın yaratıcılık ve merak güdülerini
köreltmekte, buluş yapma heyecanlarını ve heveslerini yok etmektedir.
Artık sınav yapmak sorguya çekmek yerine “ölçme değerlendirme” yapılsa daha
iyi olur diye düşünüyorum
Sınav sistemi ve sınav soruları, bilgi hatırlama gücünü ölçme yerine,
“eleştirel düşünme, bilgiyi sorgulayabilme, değerlendirebilme, gerçek
hayatta karşılaşabilecekleri durumlara uygulayabilme, alternatif düşünce
üretebilme nitelikleri taşımalıdır. Bu da ciddi bir yeniden yapılanama ve
alt yapı donanımı gerekmektedir. Ülkemizin çağı yakalamak için önceliğini
mutlaka eğitme vermeli ve bu şekli ile ezbere ve test tekniğine dayalı
eğitimden kurtarılması gerekmektedir. Bunu yamak zorundayız.
Öğrencilerin stressiz ve açık zinde bir yapıda sınava girmesi dileği ile
Bu yazı Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ tarafından gönderilmiştir. Kendisine teşekkür ediyoruz.
İletişim Adresi iortas@cu.edu.tr
